Tarihçe
1453
İstanbul'un Fethi sonrasında Yerebatan Sarnıcı, bir süre daha Topkapı Sarayı’nın su ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılmıştır. Zamanla bölgede yerleşimin artmasıyla birlikte sarnıç, bölge halkı tarafından da aktif biçimde kullanılan bir su kaynağı haline gelmiştir.
1544 - 1555
16.yüzyılın ortalarına kadar Batı dünyası tarafından bilinmeyen yapı, bu dönemde yeniden keşfedilmiştir. Petrus Gyllius, 1544–1555 yılları arasında İstanbul’da bulunduğu sırada sarnıcı inceleyerek bilim dünyasına tanıtmıştır. Gyllius’un aktardığına göre yapı, Konstantinopolis’in en büyük su deposu olup yaklaşık 336 ayak uzunluğunda, 182 ayak genişliğindedir. Çevresi ise 224 Roma adımı olarak ölçülmüştür.
1955 - 1960
Osmanlı döneminde III. Ahmed ve II. Abdülhamid zamanlarında onarımlar geçiren sarnıç, Cumhuriyet döneminde de restorasyon çalışmalarına konu olmuştur. 1955-1960 yılları arasında, yapısal risk taşıyan 9 sütun, dayanıklılığını artırmak amacıyla kalın beton tabakalarıyla güçlendirilmiştir.
1985 - 1987
Gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon ve temizlik çalışmaları sırasında, sarnıcın en dikkat çekici unsurlarından olan Medusa başlı sütun kaideleri ortaya çıkarılmıştır. Bu eserlerden biri ters, diğeri ise yatay konumda olup, Roma heykel sanatının özgün örnekleri arasında gösterilmektedir. Medusa figürü, bu yönüyle hem sanatsal hem de mitolojik açıdan büyük ilgi görmektedir.
Günümüz
Restorasyonların ardından İstanbul’un önemli turistik duraklarından biri haline gelen Yerebatan Sarnıcı, dünyaca ünlü birçok önemli ismi ağırlamıştır. Bill Clinton, Wim Kok, Lamberto Dini, Göran Persson ve Thomas Klestil gibi isimlerin ziyaret ettiği bu eşsiz yapı, günümüzde de İstanbul’un kültür ve turizm hayatında önemli bir yer tutmaktadır.





